Anastasiya Kvitko Instagram güzeli

Bar Refaeli yine revanşta

Ana Cheri, fitness elçisi

Dünyanın en seksi kadınları…

Porno Olmayan Ama Anne Baba Yanında da İzlenemeyen 23 Film

ORTAYA KARIŞIK Nisan 5, 2016
3.033

Filmi koydunuz, ışıkları kıstınız, duvarı kaplayan hdtv şu an sizin en yakın arkadaşınız. Az sonra olacaklar sadece sizin ve onun arasında kalacak. Kalmalı! Özel bişii bu, başkası bilmemeli, görmemeli; çünkü o en sevdiğiniz, hasstası olduğunuz artistin, en püripak, hijyenül üryan, cıbıl to the end of the life anlarını gösteren filmi izleyeceksiniz.

Noo, no porno, sadece açıklı saçıklı bi film o kadar. Biraz da dudak ısırtmalı, yutkunmalı, kalbi çılgın çarpıtmalı cinsten. Karşılıklı konuşmalardan çok, karşılıklı temaslar söz konusu. Kimi, sekse bakış açınızı değiştiren, kimi sadece “seks satar” cinsinden.

Çat diye kapı açıldı, baban girdi içeri, film mi var kay ben de izleyeceğim dedi. Olmaz. Porno değil dediysek, Harry Potter ve Ölüm Yadigarları da demedik. Sonuçta erotik hadiseler barındıran bi eserden bahsediyoruz. Bi ara “izleyelim noolcak ki vizyon filmi sonuçta” diye düşünebilirsiniz, yapmayın. Olmaz o iş, o filmin tadı çıkmaz.

Karar veremediniz, bilemediniz, dünyanın en dertli insanı siz misiniz? Durun! Çözüm ListeList’te. Porno olmayan ama anne baba yanında da izlenemeyen filmler bunlardır. Bil, sonra zor durumda kalma vatandaş.

Crash – 1996


Cannes Film Festivalini sallayan, yönetmen David Cronenberg’e sen de haddini aşıyorsun ama diyenlerin çokça olduğu, şiddet, hiddet, vahşet ve seksin otomobillerin ön camından patlayarak sokaklara yayıldığı, izledikten sonra, totomuzun üstünde rahatça araba koltuğuna oturamadığımız, yıllar geçse de etkisi bitmeyen, tarif etmelerin sonu gelmeyen, virgül kullanmaktan tanımları sonlandıramadığımız, Rossanna Arquette’in bacagındaki yaranın “Ya ama yapmayın bunu yaa!”, dedirttiği Crash’i zaten zorlasanız da anne babanızla izleyemezsiniz; televizyonu kapatıp, ensenize şaplağı ekleştirip evden çıkıp giderler.

Bob & Carol & Ted & Alice – 1969


Ya o biçim film izleyecek olsam 1969 yapımı film mi seçerim demeyin. Bob, Carol, Ted ve Alice’in filmdeki varlıkları, o devirde dünyayı kasıp kavuran özgürlük rüzgarlarıyla örtüşmüş ve amaan, noolcak hepimiz birbirimizle yatabiliriz, sonuçta sadece fiziksel bi ihtiyaç noktasına bağlanmış. Arada kıskançlıklar, “sen yapınca bişey olmuyo, ben yapınca mı oluyorlar” tabii ki eksik değil. Sonuçta Bob, Carol, Ted ve Alice, bunların hepsi insan. Filmin en güzel yanı kuşkusuz Natalie Wood. Güzel yıldızımızın gerçek hayatta yüzü hiç gülmemiş ve en sonunda bir tekne kazasında 43 yaşında şüpheli şekilde hayatını kaybetmişti.

Brokeback Mountain – 2005


Ang Lee’nin aile ve ilişkiler hususunda rahat duramaz yapısını anlayabiliyoruz; çünkü ne ikili ilişkiler ne de kapalı kapılar arkasında bin bir gudubet tasarımla yaşanan aile hayatı aslında göründüğü kadar masum.

Ang Lee’nin de olaya Müge Anlı kıvamında yaklaşmayacağı malum. Yine de Brokeback Mountain daha vizyona girmeden hayli yaygara koparmıştı. Ortada gay bir ilişki var, üstelik Amerika’nın bir dönem tüm kahramanlık kültürünü kurduğu kovboyluk müessesesi hakkında. Gay kesimin helal olsun çektiği(kimileri çekmemişti), olmayan kesimin arkadaş Anna Hathaway ya da Michelle Williams bırakılır da böyle bi işe girilir mi dediği filmin daha şimdiden sinema tarihinde ayrı bir yeri var.

Love & Other Drugs – 2010


Kız sen değil miydin olur hay hay diyen
İç bir parça içki de gerisi kolay diyen
Kız senin bu haline sözlüklere baktım söz yok
Kız sen ne yalancı şeysin, hiç de mi yüz yok…

Behçet Necatigil’in kaleminden Jake Gyllenhaal’a yardım olsun diye yazalım dedik, türler arası sert geçelim ki, kafamız toparlansın istedik. Viagra sponsorluğunda çekilen (ciddiyiz) Love & Other Drugs romantik komediymiş gibi yaparken Anne Hathaway ve Jake Gyllenhaal’ın içinde bulunduğu bir katalog çekimine dönüşüyor. Yapımın lansman çalışmaları esnasında oyuncuların filmin yüzde kaçında çıplak göründüklerine dair rakamlar veriliyordu, anne baba ihtimalini oradan hesabedin.

Zack and Miri Make a Porno – 2008


Adına kanmayınız porno değil dediysek haliyle değil. Her ne kadar Seth Rogen 70’lerin Alman miki filmlerinden çıkmaymış gibi duruyorsa da değil. Beş parasız kalan iki çocukluk arkadaşının durumu düzeltmek için bir şekilde porno film işine bulaşmalarını konu eden filmin yönetmeni Kevin Smith. Her Seth Rogen işinde olduğu gibi bunda da, sıradan adamın aşırı beceriksiz halleriyle dalga geçiliyor.

Nymphomaniac – 2013


Lars von Trier mi döver Ang Lee mi sorusunun cevabında oyumuz, Trier’den yana. Trier, Lee’yi dövmekle kalmaz ağlatır. Bir defa David Lynch’ten sonra Rammstein’ı film müziklerinde kullanan Lars von Trier güçler dengesini fena bozuyor ve arada dev siklet farkı oluşuyor. Nymphomaniac’ın film müziklerinde “Führe Mich” eseriyle konuk olan deri kıyafetli almanlardan oluşan Rammstein, filme gerekli gaz katkıyı fazlasıyla yapıyor. Nymphomaniac’ın daha fazla ekstra gaza ihtiyacı var mı o da ayrı konu. Film daha vizyona girmeden ülkeler arasında en ahlaklı biziz, en önce biz yasaklama açıklaması yapmalıyız yarışı başlatmıştı.

A Complete History Of My Sexual Failures


Gençlik elden gitmeye başlayınca eskiden bozuk para gibi harcadığı kız arkadaşlarının kapısına dayanarak, ona onu anlatmalarını, neden başarısız olduğunu öğrenmek isteyen, hatta bir de bunun belgeselini çekmek isteyen bezgin bekir’in hikayesi, izleyeni kimi zaman gülümsetse de, daha çok ana karaktere acımamıza vesile oluyor. Madem başarısızım, elimden de bişey gelmiyor, bari bu başarısızlığımın belgeselini çekeyim fikriyle yola çıkan film, samimi diliyle Sundance’de beğeni kazanmıştı. Sanki samimi olmaktan başka çaresi varmış gibi.

Sextape – 2014


Hollywood’da cloud (bulut) hesapların patlatılıp cümle alemin ünlü yıldızların totişi, memitosuyla tanış olmalarının etkileri hala sürüyor. Oysa Sony, Apple’la dalga geçer gibi daha geçen ay bu olayı sızdırmıştı hem de dünya sinemalarında. Film, hayatlarına renk katmak için aganigi faaliyetlerini kaydedip cloud hesaplarına yükleyen çiftin, hesabın kamuya açılmasıyla renkten renge girmesini konu ediyor.

Boogie Nights – 1997


Paul Thomas Anderson ikinci uzun metraj filminde direkt konumuza odaklanmış ve pornoymuş gibi yapan filmlerden birini tam da sektörün göbeğinden bir hikayeyle anlatmış. 1970’lerin ikinci yarısı ile 1980’lerin başında porno dünyasını anlatan Boogie Nights, Mark Wahlberg ve Heather Graham’lı on numara kadrosuyla dönemin festivallerinde fırtınalar estirmişti.

Room in Rome – 2010


Roma’da 12 saat boyunca iki kadın aynı odada kalacak ve hayatlarını birbirlerine anlatacaklar diyor filmin önsözünde, inanmayın. Filmde kimsenin kimseye hayat anlattığı falan yok. Yani hayat öyle anlatılıyorsa, herkese anlatsınlar, herkes öğrensin, onca genç insanın suçu nedir de bir hayat dersi alamıyorlar?

Friends with Benefits – 2011


Son bir kaç yıldır Hollywood romantik komedilerinin fazlasıyla ilgi gösterdiği konu, arkadaşız ama yatabiliriz ama mutlaka arkadaş kalmalıyız, lanet olsun arkadaş kalamıyoruz, hayır kalmalıyız, off aşık oldum ben sana yaa manyak! temalı hadiseler. Mila Kunis yerine Natalie Portman’ı koyuyorsunuz filmin adı Friends with Benefits değil de No Strings Attached oluyor ama içerik pek değişmiyor. Filmin ismi olan Friends with Benefits aynı zamanda çok yakın olan, sevgili de olmayan ama kanka gibi olup birbirleriyle öpüşedebilen ilişkileri anlatan bir kalıp.

Killing Me Softly – 2002


Hollywood’un yazılı olmayan kurallarından birisi de kadroda Heather Graham varsa filmin başında, ortasında ve sonunda mutlaka soyunmalıdır. Manyağın tekiyle evlenen Alice’in hayatı kabusa dönecek, dönerken de ortamda ne kadar, duvar, köşe, kiriş, halı, tül, perde varsa darmadağın edilecektir.

The Wolf of Wall Street – 2013


Leonardo’ya Oscar veremiyorsak zevkü sefa dolu bir film verelim, tüm sahnelerde çılgın atsın çocuk diyen Hollywood, muhteşem bir tercih yapmış. İzleyen çoğu kişinin ama bu kadar da olmaz yani, her sahnede her sahnede!!! dediği film, aslında gerçek hayata dayandığı için ve filmdeki çakma borsacı abinin hayatı tıpkı izlediğimiz gibi olduğu için gayet de olur pozisyonda. Adam yapmış arkadaşlar, filmciler naapsın?

Secretary – 2002


Türlü Filmlerde açılıp saçılan Jake Gyllenhaal’un ablası Maggie Gyllenhaal, kardeşine 2002 yılında örnek olmuş ve patronuyla fetiş işler pişiren bir sekreteri canlandırmıştı. Zaten kafası tam yerinde olmayan sekreter hanım kızımız, işe girdiği avukatın ofisinde kısa sürede sadomazo alemlerine taş çıkartacak maceralara dalmıştı.

Shame – 2011


Dünya festivallerine bir filin Paşabahçe’ye girişi gibi dalarak ortalığı tarumar eden Michael Fassbender’i alemlerin kralı haline getiren yapım şüphesiz ki Shame oldu. Cinsel dürtülerine hâkim olamayan, her daim azgın bir New Yorkluyu canlandıran Fassbender’in canlandırdığı karakterin, iş, ev ve barlardan ibaret tekdüze yaşamı, fahişeler ve porno filmler arasında geçmektedir. Gerisini jüriye bırakıyorum, sayın yargıç.

Lucía y el sexo – 2001


Şimdi şu yazılanları bir hızlıca okuyunuz: Paz Vega, Lucia el sexo, şimdi tekrar: Paz Vega, Lucia el sexo… Bu fonetiğe sahip bir filmin listemizde yer bulması kadar normal bir sebep yoktur sanırız. Bir Akdeniz adasına seyahate gitmeye karar veren Lucia’nın maceralarını konu eden film, eğer konsantre olabilirseniz hayli sağlam dialoglar da içeriyor. Bir de Paz Vega oynuyor, tekrar altını çizelim istedik.

The Dreamers – 2003


68, devrim, Paris, bohem takılmaca, öğrenci evi gibi konular bir araya gelince haliyle The Dreamers sinema alemlerinin en bilinen, unutulmayan filmlerinden oldu. Yönetmen Bernardo Bertolucci ve bugünlerde Sin City 2’de soyunmakla meşgul olan Eva Green’li filmin bir kesintisiz, bir de R ratingli 3 dakika daha kısa versiyonu bulunuyor. Artık o 3 dakikada daha neler olmuş olabilir kısmını size bırakıyoruz.

Antichrist – 2009


Yine Lars von Trier yine arızalar arızası Charlotte Gainsbourg ve izlerken sabırları zorlayan, “ne halin varsa gör be kadın” dediğimiz yapımlardan biri daha. Böyle dememizin sebebi şüphesiz sinemada sürekli karşılaştığımız baskın karakterlerin erkekler olması. Trier bu durumu hem de çok şiddetli biçimde altüst edince genel itibariyle ortaya izlenmesi zor filmler çıkıyor. Sahnelerin içerdiği şiddet ve cinsellik de cabası. Yönetmenin depresyon üçlemesinin ilk filmi olan Antichrist, aslında başımıza Nymphomaniac’ta neler geleceğinin ön gösterimi gibiydi.

Sex, Lies, and Videotape – 1989


Andie MacDowell, Dört Nikah Bir Cenaze’de hem hanım hanımcık, hem akıllı, hem yemeğini yapan, cilvesinden de eksik kalmayan muhitin arzu objesi pozisyonlarına gelmeden çok önce Steven Soderbergh’in Videotape’indeydi. Kapalı kapılar ardında olanın dikizlenmesi, yasak-günah olanın sonradan yeniden elde edilmesi için kaydedilmesi mevzuları, erotik ögeler taşıyan filmlerin en sevdiği durumlardan. Ancak bulut teknolojisinin anında canlı yayına geçtiği dönemlerde, permalı saçlar ve video kaset gibi hadiseler artık ekrana gülümseyerek bakmamızı zorunlu kılıyor.

I Am a Sex Addict – 2005


Caveh Zahedi adlı tatlı abimizin yazıp, yönetip, oynadığı hepsini de çok iyi kotardığı film konusunu adına dann diye yapıştıran delikanlı yapımlardan: Ben bir seks bağımlısıyım. Aklından seksi çıkartmayan bu yüzden de aşk ve sosyal hayatı darmadağın hale gelen talihsiz kardeşimiz, bu duruma türlü çözümler ararken, bizi de kendisine hayli güldürüyor. Biografi, komedi ve romantizm bir arada, tabii ki bolca hayat kadını da.

Swimming Pool – 2003


Kadınlarla derdi bir türlü bitmeyen François Ozon bir havuzun çevresinde yaşlı bir kadın ve genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Genç kızımız Ludivine Sagnier’nin taş vücudu ve havuz metaforu, ünlü ve yaşlı bir yazarı canlandıran Charlotte Rampling’i yavaş yavaş çileden çıkarıyor.

Adore – 2013


Tam bir cibilliyetsizlik geçidi olan filmi ebeveynlerinizle seyrederseniz öyle bir utanırsınız ki bir daha eve adımınız atamazsınız. Naomi Watts ve Robin Wright orta yaşlarını ufaktan geride bırakmaya başlamış iki anne ve iyi arkadaştır. Erkek güzeli oğulları da birbirleriyle kankadırlar. Sonra sahil kıyısında ev, acayip güzel ahşap iskele, şarap, sörf, tendeki tuz falan derken olanlar olur. Ayıp! Seyretmeyin demiyoruz, yine seyredin ama yalnız.

Fatal Attraction – 1987


Michael Douglas’ın dede, Glenn Close’un nene olmadığı zamanlarda, ne tesadüf ki yine New York’lu ve haliyle avukat olan kahramanımızın girdiği yasak ilişkiyle başını belalardan belalara sokmasını izliyoruz. Basic Instinct’ten 5 sene önce çekilen film seksenlerin en çok dikkat çeken yapımlarından biriydi. Peki neden böyle bir liste yapıyorsunuz da Basic Instinct’i koymuyorsunuz diyenlere, canınızı sıkmayınız, yol filmleri listemizde yapmayı düşündüğümüz gibi, bu listemizin de bir ikincisini yaparız diyoruz.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.