HİNT MUTFAĞI – KUZU BİRYANİ – INDIAN LAMB BIRYANI

TAYVAN TAİPEİ’DE BİR GÜN NASIL GEÇER- SOKAKLARIN TEMİZLİĞİ GÖRÜLMEYE DEĞER

(Pekin) Çin’de Yaşamak, Minik Çinliler Türkiye tanıtımında Halay Çekiyor, Ufkum ile VLOG

ÇİNDE İNANILMAZ BİR GÜN VLOG HAYRED-ÇİN YEMEKLERİ VE GECE HAYATI

Yunan Mitolojisinden ve Grekçeden Türkçeye Geçen 18 Kelime ve Acayip Hikayeleri

ORTAYA KARIŞIK Nisan 5, 2016
553

Geçtiğimiz günlerde tüm ülkeyi yasa boğan Ankara katliamında; acınız acımızdır deyip, bizimle birlikte yas tuttular. Ondan daha da önce “kardeşimizsin” deyip bağrımıza bastığımız Aleksis Çipras, son seçimleri kazanarak Yunanistan’ın şimdiki başbakanı oldu. Sanki biz kazanmışız kadar sevindik, özendik ve bir kez daha hatırladık Türk-Yunan kardeşliğini ve derinden bağlarımızı… Kültür, dil, tarihsel köken ve süreç olarak öyle çok ortaklığımız var ki Yunanlı dostlarımızla; bu “ortak kültür mirası”nı birbirinden ayrı düşünmek mümkün olmuyor pek. Farkında olmadan ya da bilmeden kullandığımız ve Türkçe sandığımız birçok kelime, aslında bugünkü Yunancanın da temelini oluşturan Grekçeden geliyor. En dikkat çekenleri şöyle bir toparladık efenim.

1. Dolu dolu Anadolu

anadolu

Tüm dünyada “Anatolía” olarak bilinen yurdumuzun adı öz itibariyle Yunanca ve doğu ülkesi, Ege’nin doğu kıyısı ile Fırat nehri arasındaki ülke anlamına geliyor. Kelimenin kalkış, çıkış, doğu, özellikle güneşin doğuşu, Ege’nin doğusu gibi anlamları mevcut.

2. Bu ne perhiz, bu ne yaaa: Banyo

banyo

Köken olarak şimdiki anlamıyla alakasız kelimelerimizden ilki. Yunanca “vâlanos”, erkek cinsel organının baş kısmıyla, gövdesinin birleştiği çembersi bölüm. Eski Yunan’da, erkeklerin cinsel ilişkiden sonra bu bölgeyi yıkamaları adetten. Yunanca hamam, kaplıca anlamına gelen “balaneîon” sözcüğü de bundan türetiliyor. Aynı gelenek İtalya’ya Latince eş anlama gelen “balneum/baneum” sözcüğünden evrilerek “bagno” olarak geçtikten sonra, Türkçe’ye “banyo” olarak giriş yapmış.

3. Atak Pan’dan, panik bizden

panik-pan

Pan, Hermes’in Arkadya’lı bir periden doğma oğlu. Satirlerin, çobanların, sürülerin, dağlık ve tenha arazilerin yabani tanrısı. Tüm mitoslarda yarı keçi yarı insan, boynuzlu ve kuyruklu tasvir edilmiş. Ürküten bu görüntüsünün tersine çoğunlukla kırlarda dolaşıp flüt çalan, sevimli bir figür olarak betimlenir. Ancak Pan, birçok kaynakta çığlık atarak düşmanlarını kaçırma, panik ettirme yeteneğine sahiptir. Öyle ki, kırlarda aniden insanların karşısına çıkıp görenleri korkuttuğu için, nedeni olmayan korkulara onun sebep olduğuna inanılır. İşte “panik” kelimesinin kökeni.

4. Baş tacı Defne

defne-apollo-daphne

Biz onu yapraklarını yaz-kış dökmeyen, yemeklere leziz tat veren bir bitki olarak bilirdik. Ama öyle mi ya? Efsaneye göre; Apollon attığı oklarla tanrıları bile aşık eden Eros’la karşılaşır bir gün. Okçuluğuyla ünlü Apollon, Eros’a bu silahın yalnız kendisine yakıştığını, onunla nice yaratıklar öldürdüğünü oysa Eros’un sadece gönül yarası açmaya gücü yettiğini söyler. Tabii bunları duyan Eros gücenmeden durur mu, illa alacak intikamını! Biri aşık eden, diğeri aşktan soğutan iki ok seçer; aşık edeni Apollon’a, diğerini ise peri kızı Dafni’ye fırlatır. Apollon kıza ne kadar aşık olduysa, kız bir o kadar soğur ondan. Dafni önde, aşkından delirmiş Apollon arkada; bir kovalamaca başlar… Yakalanacağını anladığı bir gün artık dayanamayan Dafni, babası Peneus’tan kendisini bir ağaca çevirmesini diler. Apollon yanına ulaştığında kalp atışları hala duyulan ağaca sarılır. Onu öper, koklar ve unutmayacağına söz verir. Zaferlerin simgesi bir taç olarak da unutulmamasını sağlar. Apollon’un tüm tasvirlerinde saçlarının defne yapraklarıyla süslü olması bundandır.

5. Bilinçaltı çatışması mı yoksa şartlı refleks mi?: Fobi

fobi

Kontrol altında tutamadığımız korkular için kullanılan bu kelime, Yunanca korku anlamına gelen “phóbos”dan türetilmiş. Mitolojide Phobos, korkma duygusunun tanrısıdır. İkiz kardeşi korku ve dehşet tanrısı Deimos’la birlikte Ares ve Afrodit’ten doğduklarına inanılır. 12 Olimpos tanrısından biri değildir.

6. Güzel denizden farelerle birlikte gelen cevizler: Fındık

findik-2

Güzel deniz anlamına gelen “Pondus” kelimesinden türetilen “Fundûkia”, Pondus’tan gelen anlamını taşır. Pondus, Yunan mitolojisinde yeryüzü anamız Gaia’nın çocuklarından biri. Eski Yunanlar, fındığa Pondus Cevizi, yani “Karîdi Pondiaka” derlermiş. Yine Yunanca “Pondus’tan gelenle birlikte” anlamını taşıyan “pondiki” fare demek. Trabzon limanından yüklenen fındıkların arasına karışan fareler, gemilerle Yunan limanlarına geliyorlardı. Fındık faresi olarak bildiğimiz türün ismi de buradan geliyor.

7. Her şey Morpheus’un başının altından çıktı: Morfin

morfin-morpheus

Matrix’in unutulmaz karakteri, ilhamını Yunan mitolojisindeki düşler tanrısı Morpheus’tan alıyor. Babası, uyku tanrısı Hypnos ve annesi gece tanrıçası Nyx. Morpheus rüyalardan sorumludur ama özellikle de kralların ve kahramanların rüyalarından… Morfin, Eski Yunanca’da “morphium” da adını Morpheus’un rüya görmeye sebep olan bu gücünden alır. Morpheus’un kardeşleri Phobetor kabus, fantezi kelimesinin türetildiği Phantasos ise fantastik rüyalardan sorumludur.

8. Empati yetenek mi yoksa lanet mi?

empati 3

Bir kimsenin, kendini başkasının yerine koyabilmesi, onun davranışlarıyla kendisininki arasında bağ kurabilmesi ve hislerini anlayarak, imgesel olarak buna katılabilmesi. Bu yeteneğe sahip insanlara rastlanınca tadından yenmez. Yine de onlar için sıkıntılı olabilir, fazla yormayalım! Empatia, tutku, ihtiras demek… Eski Yunanca hissetme, duyma anlamına gelen “patheía” sözcüğü, “path” yani acı duymak fiilinden geliyor.

9. Eros’un oku değil tozu: Eroin

eroin

Kaynağıyla alakasını kurmakta güçlük çekebileceğimiz kelimelerden biri daha… Kahraman anlamına gelen “iroîni”den geliyor. Yunan mitolojisinde Eros’un adı bizatihi kahraman, yarı-tanrı anlamına gelir ve erotik gibi kelimelerin de kökünü oluşturur. Geleneklere göre; Afrodit kadınların aşkını temsil ederken, Eros erkeğin cinsel sevgisini ifade eder.

10. Simyacıların icadı: İksir

iksir 2

Bir rivayete göre; Büyük İskender ölümsüzlük iksirini ele geçirmek için gitmiştir Hindistan’a. Bu sözcük Eski Yunanca “eksairéō”; içinden çıkarmak, süzüp almak fiilinden türetilmiş. Simyacılar, aynı zamanda “felsefe taşı” olarak bilinen, basit metalleri altına dönüştüren, hastalıkları tedavi eden ve yaşamı uzatan maddeyi tanımlamak için kullanırlar. Kelimeyi onlar türetmiş olsa da, bu maddeye inanç, simyadan önce de vardı. Eski Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan ve Çin mitolojilerinde izine sürekli rastlamak mümkün. Örneğin; Gılgamış Destanı’nda Uruk kralı, sonsuz yaşamın sırrını bulmak için yolculuğa çıkar ve denizin dibinde sonsuz yaşam otunu bulur. Onu yerinden söker ama dikkatsizce ortalıkta bıraktığı için deniz yılanına kaptırır.

11. Argonun en sevimlisi: Katakulli

katakulli

Aşağı doğru yuvarlanmak anlamına gelen Katakulio, anlam genişlemesiyle birlikte bugün Ege’nin her iki yakasında aynı anlama geliyor; aldatmak, oyun etmek, kandırmak.

12. Seni gidi kerata seniiii

kerata

Yunanca’da “Kêratas” boynuz demek. Anlam genişlemesiyle Türkçe’de, ayakkabı çekeceği ve yaramaz çocuk manalarında kullanılsa da, karısı tarafından aldatılan erkeğe argoda “boynuzlu” denmesi bundan sebep.

13. Adıyla müstesna şair Sappho’nun lezbiyenliği

lezbiyen-sappho

Lezbiyen kelimesinin Yunancası Lesvîa. Bugünkü Midilli adasının eski adı Lesvos’dan geliyor. Tarihte bilinen ilk kadın şairlerden Yunanlı Sappho, burada yaşadığı ve lezbiyen olduğuna kanaat getirildiği için, adaya “Lesbos”, “Seviciler Adası” denmiş. Akademisyenler Sappho’nun muhtemelen biseksüel olduğu görüşünde birleşiyor. Tüm formlarıyla güzelliği anlatan ve iki cinse karşı da aşk şiirleri yazan Sappho’nun günümüze ulaşan eserlerinden biri hariç, diğerleri bölük pörçük olduğu için hakkında çok az şey biliniyor. MÖ. 615’de aristokrat bir aileden doğduğu, Cercylas adında zengin biriyle evlendiği, Cleis adında bir kızı olduğu söylenir. Hayatını evlenmemiş genç kadınlar için adada kurduğu okulda öğretmenlik yaparak geçirmiş. Belki de tarihin ilk feministlerinden olan şairin 570’te ölümüyle ilgili müphem bir hikaye de var: Phaon adında kendinden çok genç bir kayıkçıya aşkından ötürü kayalıklardan atlayarak intihar etmiş. Bu hikaye ölümünden sonra yaşamış Yunanlı oyun yazarı Menander’den beri anlatılagese de doğruluğundan emin olunamıyor.

14. Olimpiyatlar’ın Heredot’a mal edilen çarpıtılmış gerçeği: Maraton

DYN07, BUENOS AIRES 09/10/11, UNA MULTITUD PARTICIPA DE LA MARATON INTERNACIONAL DE LA CIUDAD DE BUENOS AIRES, HOY POR MAÑANA. FOTO:DYN/PABLO AHARONIAN.

Marathônas, Atina yakınlarında, Persler’le Yunanlar’ın büyük bir savaşa tutuştukları yer. Bununla başlayan bir dizi muharebenin ardından gelen kalıcı Yunan zaferi, bugünkü batı toplumlarını temeli Klasik Yunan Uygarlığı’nın doğuşuna ve gelişmesine sebep olduğu için, tarihin dönüm noktalarından biri. Buna istinaden ilk olarak 1896’da Atina Olimpiyatları’nda, Maraton Ovası ile Atina arasında koşulan Maraton Koşusu, hatalı ve çarpıtılmış bir söylencenin ilhamıyla gerçekleştirilmiş. Üstelik bu Heredot’a da mal edilmiş. Yine abartılı olsa da Herodot’un anlattığı hikaye şu: Savaştan önce Sparta’ya destek istemek için Atina’dan gönderilen Pheidippides adındaki koşucu, yaklaşık 225 km’lik bir mesafeyi koşmuş ve ertesi gün Sparta’ya varmış. Bu sayede Marathon Savaşı’ndan hemen sonra yola çıkan Atina-Platea Ordusu, Pers kuvvetlerinin Atina’ya asker çıkarmasını bölgeye vaktinde ulaşarak önlemiş.

15. Yeri ve göğü bir arada barındıran okyanus

okyanus

Okeanôs kelimesinden gelir. Kökenini ise Arapça; “kün” yani, “ol” kelimesinden aldığı söylenir. Okyanus; “ol” emriyle “varolan” anlamını üstlenir ve olmakla Yaratıcı’ya cevap vermiş olur. Eski Yunanca, Okia kelimesi hızlı demek. Navs ise gemi. Böyle bakıldığında karşılığı “Hızlı Gemi” oluyor. Yî veya Gî modern Yunanca’da yeryüzü anamız Gaia’yı temsil eder. Uranos ise, mitolojide “Gök tanrı”dır. Birleştirildiklerinde “O-(yî)gî-anôs” kelimesine ulaşıyoruz ki; yeri ve göğü bir arada barındıran demektir.

16. “Ananın örekesi”ni yersin, yemezsin…

oreke

Öreke: Rôka. Ama yenebilen yeşillik rokayla hiçbir alakası yok. Yün veya pamuk eğirmede kullanılan araç. Argoda, “ananın örekesi” biçiminde ağır hakaret hitabı olarak yediğimizde ise hazmedemediğimiz bir deyime dönüşmüş.

17. Margarita, papatya olunca…

papatya 2

Papa’nın papaz olduğu malumunuz. Papadia ise papazın karısı. Türkçe’ye bir yanlış anlama sonucu girmiş. Öyküsü şöyle: İki Osmanlı askeri papazın evini ziyarete gider. Kapıyı papazın karısı açar. Papazın evde olmadığını öğrenen askerler, karısıyla sohbete başlarlar ve adını sorarlar. O da yerdeki Margarita çiçeklerini göstererek, isminin aynı olduğunu anlatmaya çalışır. Fakat askerler ismini bilmedikleri için çiçeğe, papazın karısı anlamına gelen “Papadia” derler ve kelime Türkçe’ye bu şekilde geçer.

18. Zehirlere bağışıklık kazanmak: Tiryaki

tiryaki 2

Bugün herhangi bir maddeye bağımlı olan kişiler için kullandığımız bu kelimenin aslı Theriaklîs. Tiryak kullanan kimse demek. Tiryak ise Theriakos’dan gelme. Garip yaratık, ucube, vahşi hayvan, yabanıl anlamındayken genişlemeye uğrayarak yabana karşı koruma gereci, ilaç, çare anlamlarına gelmiş sonradan. Bunun sebebi; Pontus kralı VI. Mitridatis’in Kafkas dağlarında yaşadığı dönemlerde birçok panzehir ve ilaç geliştirmesi. Bu ilaçlara “Thiriakos” adı verilmiş. Mithridates, Romalıların kendisini zehirlemesini önlemek için, az miktarda zehir kulanarak bağışıklık kazanmış. Efsanelere göre; bu nedenle, istediği halde artık zehirlenemediği için yakın korumasına öldürtmüş kendini. Ömrü boyunca geliştirdiği bu yönteme Mitridatizm deniyor ve ilk ustası kabul ediliyor.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.